News - Koza - Sağlıklı Yaşam ve Egzersiz Merkezi

Haziran 25, 2019
fzt-egzer.jpeg

Fizyoterapi egzersizleri,   fiziksel anlamda hareket kısıtlılığı  ve ağrısı bulunan hastalara  fizyoterapisler tarafından hazırlanan tedavi edici egzersizlere denir. Bunlar nörolojik yada ortopedik rahatsızlıklar olabilir. Bel-boyun gibi omurga ağrıları, eklem ağrıları, burkulma gibi yumuşak doku zedelenmeleri, menisküs ,ön çapraz bağ, kırık gibi ortopedik cerrahilerden sonra fizyoterapi egzersizleri ve rehabilitasyon süreci olmak zorundadır. Doğru, dozunda ve rahatsızlığın durumuna göre hazırlanmış bir fizyoterapi programı ile iyileşme zamanında ve doğru gerçekleşir. Koza Sağlıklı Yaşam ve  Egzersiz Merkezinde ,doktorunuzla iletişim halinde olarak, doktorun direktif ve görüşleri doğrultusunda  alanında uzman fizyoterapistler tarafından hazırlanan fizyoterapi  programı ile sağlığınıza tekrar kavuşabilirsiniz.


Haziran 18, 2019
skolyoz-görsel.jpeg

Skolyoz omurganın kendi etrafında sağa-sola ve kendi etrafında da dönmesiyle oluşan bir deformitedir. Sebepleri genellikle bilinmemekle birlikte, çocukluk-ergenlik döneminde farkedilir. Genellikle kız çocuklarında erkeklerden daha fazla görülür.

Skolyoz nasıl farkedilir?

Skolyozun kesin tanısı Dr kontrolünde çekilen röntgen ile konulur. Fakat skolyozu ailenin yada kişinin kendisinin farketmesi gerekir. Bunu için  kişinin yapması gereken şey, ayna karşısında çıplak bir şekilde vücudunu incelemektir. Sıklıkla omuzlarda simetri görülür. Birisi önde, aşağıda, yukarda yada geride  olabilir. Bel çukurları eşit hizada değildir, kol ve bel arasındaki mesafe her iki tarafta farklı uzunluktadır.  Kalça seviyeleri farklı olabilir, birisi aşağıda birisi yukarıda olabilir. Yada kişiyi ebeveyni arkadan bakarak da inceleyebilir. Arkadan bakıldığında sıklıkla dikkat çeken asimetri , kürek kemiğindeki asimetriler ve sırttaki kamburluk olacaktır. Böyle bir durumda, kesin tanı için ortopedi uzmanına gitmek gerekir.

 

Skolyoz  Tedavisi Nasıl Yapılır?

Skolyoz tedavisinde günümüzde en sık tercih edilen ekol,  Schroth yöntemidir. Schroth yöntemi , Katharina Schrot tarafından 200 sene önce bulunmuş ve geliştirilmiştir. Peki schroth yönteminde hastalar nasıl ele alınır?  Hastaların deformiteleri 3 boyutlu olarak değerlendirilir. Öncelikle primer eğrilik röntgen üzerinde fizyoterapist/schroth terapisti tarafından  belirlenir.  Hastanın vücut  farkındalığı ayna karşısında öğretilir , eğriliklerini duruşunu ayarlayarak düzeltmesi ve  iki tarafa da eşit ağırlık vermesi sağlanır. Buna self-correction denir. Bu, günlük yaşamda da sürekli olarak kullanması gereken duruştur. Bundan sonra ise eğriliklerine göre mobilizasyonlar (fizyoterapistin el ile yaptığı hareketliliği arttırıcı manevralar),  nefes egzersizleri,   omurgayı düzeltici egzersizler  (kolların, bacakların ve omurganın pozisyonlanarak yapıldığı) yapılır. Bu egzersizler,  duvara monteli barlar, uzun sopalar,  destekleyici  yastıklar, minderler vs gibi ekipmanlar kullanılarak yapılır.

Schroth Yöntemi Kimlere Uygulanır?

Schroth yöntemi  ‘adölesan idyopatik skolyoz’ (sebebi bilinmeyen ) teşhisi  konmuş  her yaştaki skolyozlu bireylere uygulanabilinir.  Koza Sağlıklı Yaşam ve Egzersiz Merkezinde alanında uzman Schroth terapistleri tarafında skolyoz tedavisi yapılmaktadır. Skolyozda erken teşhis ve erken terdavi önemlidir.  Aksi takdirde ilerleyerek kişilerde ciddi deformitelere ve fonksiyon bozukluğuna sebep olabilir.

 


Şubat 18, 2019

Fazla kiloluluk ve obezite birçok kronik hastalıkda risk faktörüdür. İnsülin direnci, glukoz intoleransı, hipertansiyon, koroner kalp hastalığı, inme, solunum yolu problemleri kanser çeşidi şişmanlık vb sağlık sorunları gibi. Yüksek proteinli diyetin ne olduğuna dair genel fikir yoktur besin endüstrisinde toplam enerjinin proteinden gelen oranı %20’den fazla olduğunda bu terimi kullanılmaktadır. Vücut ağırlığı kaybı çalışmalarındaki yüksek proteinli diyetlerde bu ora enerjinin yaklaşık %30’unu oluşturmasını hedeflemektedir. Genelde, protein yüzdesi 15 den 30’a çıkarılarılır.Bu tür zayıflama diyetlerinde diyetin toplam enerji miktarı azaltıldığı için diyetle alınan protein miktarı 2kat artmamaktadır. Düşük karbonhidratlı diyetler karbonhidrat alımı <20g/gün olduğunda keton cisimleri oluşur.açlıkda karbonhidratlar yerine yağların yakılır ve keton cisimlerinin kanda artmasına, kanın PH’sının düşmesine ve bilinç kaybı durumlarına neden olmaktadır. İştah kontrolü yönünden yüksek protein-düşük karbonhidratlı diyetlerin yüksek protein-orta karbonhidratlı diyetlere göre üstünlüğünün olmadığı belirtilmektedir. Yüksek proteinli diyetle 4 hafta beslenen bireylerde haftada 1 kg ağırlık kaybı görülmüştür . sağlık göstergelerinde olumlu iyileşmeler görülmektedir.vücut yağ kütlesindeki azalmış yağsız kütlenin korunmustur. yüksek proteinli diyetlerin azalan karbonhidrat miktarıyla birlikte daha iyi yağ kaybı görülmektedir .fakat bunların kısa süreli olduğu görülmüştür. Çalışmalara göre metaanalizde, yüksek proteinli diyet ile en yüksek kilo kaybı altı ay süren çalışmada 3.7 kg iken 17 aylık çalışmada 1.2 kg bulunmuştur. Yüksek protein diyetinde sekiz çalışmanın ortalama ağırlık kaybı 6.3 kg ve bu standart diyette 5 kg’dır. hızlı ağırlık kaybettiren ancak uzun dönem olası riskleri net olarak açıklanamayan diyetler yerine dengeli diyet ile ağırlık kaybı daha güvenilirdir.

Uzun vadedeki kardiyovasküler zararların ağırlık kaybının kısa vadedeki faydalarından daha baskın geldiği belirtilmektedir. karbonhidratın 20 g azalması ve proteinin 5 g artmasıyla kardiyovasküler hastalık riskininin %5 arttığı bulunmuştur.

Düşük karbonhidrat-yüksek proteinli diyetlerde meyve tüketimi azaltıldığı için antioksidan üzerine olumsuz etkileri olur.k.hidrat ve yağlardan daha uzun süreli tokluk sağlar.Yüksek protein-düşük karbonhidratlı diyetlerin böbrek sağlığında konusunda devam eden endişeler bulunmaktadır ancak bu tarz diyetlerin böbreklere olan etkileriyle ilgili bilinenler oldukça azdır .

 

 

Diyetisyen Handegül KONU


Temmuz 23, 2018
OMEGA-1280x720.jpg

Omega-3 , balık yağı
Yağlar insan beslenmesi için gerekli olan en önemli unsurlardan biridir. Proteinlerle birleşip lipoproteinleri oluşturarak hücrenin yapı maddelerini meydana getirmekte, aynı zamanda yüksek enerji kaynağı sağlamaktadırlar. İnsan vücudu esansiyel yağ asitlerini sentezleyemediğinden bunların gıdayla alınması gereklidir.

Doymamış yağ asitleri, moleküldeki çift bağın sayısına ve bulunduğu yere göre tanımlanmaktadırlar.
Yağ asidi molekülünün sonundan başına doğru ilk çift bağın bulunması omega veya “n” şeklinde gösterilmekte olup, doymamış yağ asitleri n-3, n-6 ve n-9 olarak 3 grupta toplanmaktadır. Doymuş yağ asitleri ile tekli doymamış n-9 yağ asitleri insan vücudunda sentezlenebilmektedir. Dolayısı ile  bunların gıda ile dışarıdan alınması şart değildir. Birden fazla çift bağ içeren çoklu doymamış
yağ asitleri ise (PUFA) n-3 ve n-6 olarak 2 alt kategoriye ayrılmaktadır. Bunların her ikisi  de insanlar tarafından sentezlenemediğinden dışarıdan gıdalarla alınması gerekmektedir. Bu yağ asitleri “esansiyel” olarak kabul edilmekte ve gıda ile alınmaları büyük önem taşımaktadır.

n-3 yağ asitlerinin kalp damar sağlığı üzerindeki olumlu etkileri her yıl daha da önemli bir konu haline gelmektedir. Yapılan çalışmalar bu yağ asitlerini içeren kapsüllerin alınması sonucunda damar tıkanması riskinin düştüğünü ortaya koymaktadır. Herkesin haftada 2 kez yağlı balık tüketilmesinin ve koroner kalp hastalarının da yağlı balıktan elde edilmiş EPA ve DHA içeren ürünleri diyet takviyesi olarak her gün alması önerilmektedir.
Nelerde bulunur, Faydaları nelerdir?
Bakalım bu Omega 3 (n-3) hangi besinlerde bulunuyor? Keten tohumu yağında, yeşil yapraklı sebzelerde, çinekop, uskumru, alabalık, ringa, ton ve somon balıkları gibi yağlı balıklar omega 3 bulundurur. Yağlı balıklarda ve balık yağında bulunan baskın ve en önemli yağ asitleri EPA ve DHA’dır. EPA kardiyovasküler hastalıların önlenmesinde önemli rol oynarken, DHA beyin ve sinir gelişiminde,hafızayı güçlendirme, konsantrasyonu arttırmada, alzaimer hastalığı sorunu azaltmada önemli rol oynar.
Bu nedenle tüketicilerin balık yağı kapsülü içindeki EPA ve DHA düzeylerini belirlemek için besin etiketi okumaları çok önemlidir. Kardiyovaksüler hastalıklardan korunmak için EPA yoğunluğuna, zihinsel gelişim için DHA miktarının yoğunluğuna bakılması ihmal edilmemelidir.

Balık yağlarının diyabet hastalarında da yararlı etkiler sağladığı bilinmekte olup, yapılan çalışmalarda balık yağından elde edilen n-3 yağ asitlerinin hiperglisemi üzerine etkili olduğunu ve glisemik kotrolu sağlamada etkili olduğunu belirtmişlerdir.
Diyetle yeterli miktarda n-3 tüketimi kadınlarda menstural sendromun ve menopoz sonrası sıcak basmasının önlenmesinde olumlu etkiler sağlamaktadır.

Diyette önemli miktarda EPA ve DHA bulunmasının hamileliğin kalitesini artırdığı ve fetüsteki beyin gelişimini destekleyici etki sağladığı bilinmektedir. Balık yağlarının kas ve eklemlerdeki yangıları azaltmak, artriti yavaşlatmak gibi yararlar sağladığı bilinmektedir.

Vücütta esansiyel olarak dışarıdan alınması gereken omega 3’ün dışarıdan yeterli miktarda alınması için haftada en az 2 kere en iyi kaynağı olan balığın tüketilmesi gerekmektedir. n-3 yağ asitlerini diyetle, ya da diyet desteği olarak kapsül şeklinde almak mümkündür. Bazı balıklar metil cıva ve diğer kontaminantları içerebilir, dolayısı ile balık yağı ve diyet takviyelerini güvenilir ve kanunlara uygun üretim yapan firmalardan almak gereklidir. Günlük olarak 3 grama kadar n-3 alınması güvenli olarak kabul edilmiştir. 3 gramdan fazla tüketimin bir doktor gözetiminde yapılması gerekmektedir, çok yüksek miktarda alımı kan sulandırıcı etkisiyle aşırı kanamaya neden olabilir.


Haziran 27, 2018
skolyoz.jpg

 

Skolyoz omurganın olması gereken düzlemden sapması demektir. Sağa veya sola eğrilirken aynı zamanda kendi ekseni etrafında da döner.  Bir omuzun diğerinden yüksek olması yada bel çizgilerinin yükseklik farkı, sırtta bir tarafta daha fazla olan kamburluk gibi belirtirlerle kişilerin dikkatini çeker. Kesin tanısı röntgen ile konur.

Nöromusküler olması dışında genelde tam sebebi bilinmez. Bazı osteopatlara göre ayak bileği kemiği (talus), pöç kemiği (sakrum) ve çene kemiği ekleminin birbirleriyle olan 3 farklı düzlemdeki uyumsuzluklarından kaynaklanır. Yani bu üç kemik vücutta olması gereken eksenden kayarsa omurga bu uyumsuzluğu tolere etmek için kendini eğriltir. Aynı şekilde kafa içinden SSB denilen bir eklemdeki uyumsuzluğu tolere etmek için de gelişim sürecinde eğrilerek büyüdüğünü söyleyen uzmanlar var. Tabi bunların hepsi hipotez, yine de göz ardı edilmemesinde fayda var.

Skolyozlu birey gelişim çağındaysa yada daha çocuksa eğriliğin açısına, yönüne ve yerine göre çalışılarak eğrilik durdurulur hatta geriletilebilir. Sadece egzersiz yapmak yeterli değil. Hastaya mobilizasyonlar, yumuaşk doku teknikleri, kaburgalar ve arasındaki kasların gevşetilemesine yönelik çalışmalar, farkındaık ve denge egzersizleri, simetri algısı vs vs gibi daha birçok çalışma yapılmalıdır.

Koza sağlıklı yaşam ve egzersiz merkezinde fizyoterapist osteopat olarak biz, skolyozu sadece eğrilik olarak değil, bu eğriliğin oluşmasına sebep olan durumları da inceliriz. Pelvis asimetrileri, bacak boyu faklılığı gibii asimetriler skolyozda beklenen durumlardır fakat bazen sonuç değil sebep olabilir ve sonradan kişide skolyoz gelişmiş olabilir. Biyomekanik bir problem olmaksızın kişinin vücut algısı zayıftır yada tamanen duruşa bağlı gelişmiş olabilir.

Skolyoz tek başına bir ağrı sebebi değildir sadece adaptasyon sürecinde tek başına ağrı oluşturabilir fakan 30 yaşına gelmiş birinin çok önceden tanısı konmuş bir skolyozu var ise ağrısı skolyozdan kaynaklanmaz, eğrilik başka bir omurga problemini tetikleyebilir yada arttırabilir. Bel ağrısı şikayetiyle giden bir hastada mr da hiçbir problem yok sadece skolyoz varsa kişinin yaşı ve diğer durumlarına göre ağrısı tekrar değerlendirilmeli.  Yada manuel terapiye alınacak kişide skolyoz varsa maniplasyon çok dikkatli yapılmalıdır.

Skolyozlu bireylerde omurganın içinde seyreden omurilik yanı dura da gerilimler olur. Bu gerilimler baş ağrısına sebep olabilir. Bu yüzden skolyoda kraniosakral tedaviler uygulanması yararlı olur. Kraniyosakral terapi; kraniyal (kafatası) ve sakrum (belin altındaki pöç  kemiği) kemiklerine yumuşak dokunma hareketleri ve mobilizasyonlar ile yapılan bir manuel terapi yöntemidir.

Unutmayın ki vücut bir bütündür. Bir yerde olan bozukluk düzeltilmedikçe başka bir yeri bozmaya başlar. Bu sebeple bütüncül yaklaşım ve nedene yönelik tedavi çok önemlidir.


Haziran 14, 2018
gerirtrik-.png

KALP DAMAR HASTALARI NEDEN EGZERSİZ YAPMALIDIR?
Egzersiz yapmanın vücut sistemlerinin hepsine olumlu etkisi var fakat en büyük etkisini dolaşım sistemi üzerine etkisidir. istirahatte kanın ortalama yüze gönderilirken egzersiz sırasında bu yüzde 80 lere çıkar. Bu da dokuların beslenmesi için harikulade bir oran. Reformer pilates ile kardiyo-aerobik egzersiz çalışılabildiği için tercih edilmelidir. Kalp çalıştıkça egzersize fizyolojik uyum göstererek büyür, dediğimiz gibi fizyolojik bir uyum çerçevesinde, patolojik bir büyüme değil! Bu faydalı büyüme yüklenmelere karşı kalbi güçlendirir. Kalp odacıklarının da hacmi artar bu da kalbin içine aldığı kanı ve vücuda pompaladığı kan miktarını artması demektir. Kalpte oluşan yeni kılcallarla kalp daha iyi beslenir ve MI gibi rahatsızlıklara karşı adeta sigorta damarları görevi görür.
Kalp damarlarını tıkayan plak oluşumunu önüne geçer veya durdurur. Kalp damarlarında tıkanıklığa yol açan kötü kolesterol (LDL) miktarını azaltır, damarları koruyan iyi kolesterol (HDL) miktarını ise arttırır. Şeker hastalığı varsa, kan şekerinin düzenler ve kilo verdirir. Tansiyon hastalarında kan basıncını azaltır.

 

EGZERSİZ SIRASINDA VE ÖNCESİNDE DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER?
Yapılan egzersizin faydalı olabilmesi için istikrarlı yapılması gerekmektedir, çeşidine göre haftada minimum iki gün olmak üzere sayısı arttırabilinir, tercihen her gün düzenli yapılmalıdır. Sakatlanmaların önlenmesi açısından her türlü egzersiz öncesinde 10-15 dakikalık ısınma süresi olmalıdır. Egzersizin süresi bireyin sağlık durumuna göre değişmekle birlikte, uygun kalp hızında 15-45 dakika arasında olmalıdır. Egzersiz sonrası 5-10 dakika soğuma, gevşeme ve toparlanma evresi gerekmektedir.
Egzersiz yaparken kalbinizin egzersize olan cevabı birçok yöntemle değerlendirilebilmektedir.
Dİkkat edilmesi gereken bir diğer konu kalp hızı kontörlüdür. Manuel olarak tercihen radial nabızdan bakılır bunun dışında nabız ölçer bağlanarak egzersiz boyunca kontrol edilmelidir. Egzersizlerin etkin olabilmesi için egzersiz sırasında mutlaka kişiye özel kalp hızına ulaşılması gerekmektedir. Kişiye uygun kalp hızı, kişinin güvenli sınırlar içinde egzersiz yapabilmesi için uygun olan kalp hızını hesaplamada şu ölçüm tercih edilir. 40 yaşınızda olduğunuzu farzedelim.
220-yaş hesaplanır, 220-40=180 atım/dakika. Bu değerin yüzdeleri alınarak minimum ve maksimum kalp hızı hesaplanır. Başta %50 si ile yani 90 atım/dakika ile başlanıp en fazla % 80 inine yani 144 atım/dakika ya çıkılmalıdır.

 

ANTALYA KOZA SAĞLIKLI YAŞAMDA REFORMER PİLATES EGZERSİZLERİ
Antalya Koza Sağlıklı Yaşam Merkezinde fizyoterapist eşliğinde yapacağınız reformer pilateste kişiye göre uygun bir yüklenme programı oluşturulur. Böylece kademe kademe ilerlenerek sistem üzerinde olumlu gelişme sağlanır.
Kalp damar hastaları aldıkları medikal tedavinin yanı sıra dolaşım sitemlerini aktif tutumak için beslenmelerine ve fizksel aktivitelerine çok dikkat etmeleri gerekmektedir. Yürüyüşü dahi kontrollü yapabilen hastalar var. Taşikardisi, ritm bozukluğu yada MI öyküsü olan vs koroner arter hastalarının kalp hızları bir anda hızlıca artabiliyor, bu durumda panik haliyle durum daha kötüye gidebiliyor. Belki başta 10 dk kadar önce oturarak yumuşak baş kol bacak ve gövde egzersizleriyle başlamak daha sağlıklı olabilir. Ardından reformerda ritmik nefes teknikleriyle kombine hareketlere geçilebilinir.
Eğer sizin de Kalp damar sağlığı probleminiz var ise hekiminizin kontrollerinden sonra kendi başınıza spor aktivitelerinde bulunmadan önce bir fizyoterapist ile egzersiz programına başlayın. Antalya Koza Sağlıklı Yaşam Merkezinde alanında uzman fizyoterapistler ile reformer pilates, klinik pilateste uygun egzersiz programına güvenle başlayabilirsiniz. Sağlıkla kalın…


Haziran 12, 2018
bel-son-1280x720.jpg

 

Eskiden bel boyun fıtığı ve radiküler  (kök problemi) olanlara yaklaşık 60 gün yatak istirahati verilirmiş ki tamiyileşme sağlansın diye. Şimdi ise günümüz koşullarını da hesaba katınca genelde 1 hafta kadar istirahat veriliyor. Disk problemi olan kişiler üzerinde yapılan araştırmalarda daha çok yatak istirahati yapanların az yapanlara oranla daha kısa sürede iyileştikleri gözlemlenmiş. Hastalık kronikleşmeden akut durumda ne kadar yatak istirahati o kadar diske az yük binmesi demek.

Peki  ağrı tek başına fıtık olduğuna işaret eder mi? Hayır. Disk patolojilerinde bir disk probleminiz var ise muayene omurun üstüne basttığınızda genelde hassas ve acılıdır. Bası büyükse bazen tuttuğu bölgeye göre yayılım olabilir. Omurlardaki faset eklem blokajları , artrozal durumlar (kireçlenme) Spondiloz durumları (kaymalar), kırıklar, çarpmaya düşmeye bağlı yumuşak doku ve eklem içi ödemler  de ağrı yapabilir. Problemin olduğu yere göre yine sinir tutulumu olabilir. Birtakım fonksiyonel, dinamik ve nörolojik testlemelerle  ( bu testler  kişiyi belli pozisyonlara alarak yapılır.) ağrının kaynağı disk patolojisi mi anlaşılabilinir. Yada ayakta bir yana eğildiğinizde ağrı hafifler diğer yana eğildiğinizde artar, sabit durma ve oturmayla artar, omurga yanındaki kaslarda tonus artışı vardır.

Diyelim kişide bir fıtık problemi var, osteopatik  olarak fıtığın olduğu segmentteki omurla çalışılmaz. Fıtığın olduğu omur genelde hipermobildir (fazla hareketli.) Bir alt ve üst segmentindeki omurlar hipomobildir. Osteoapati yaklaşımında fıtığın olduğu değil genelde çevre dokulardan çalışılır ve iyileşme sağlanır.  Çevre segmentlerden çalışmayla Beta  hücreleri arka boynuzlara uyarı gönderir ve internöronlarla ağrıda inhibisyon (baskılama) geliştirir. Fıtığın olduğu bölgeye direkt maniplasyon yapmak ne kadar doğru?  Mr sonucu yok yada iyi muayene edilmemiş hatta bazen hiç muayene edilmemiş güvenlik tesleri ve nörolojik testler yapılmamış bir kişinin omurlarını maniple etmek diski yırtmaya daha çok yaralanmaya sebep olmaz mı? Hele ki bir de bu maniplasyon deneyimsiz ve yeterli eğitim almayan kişilerce yapılıyorsa… İlk başta Nörorefleks yolla ağrı azalabilir fakat  sonrasında hastayı takip edenler ağrının yayılımın arttığını görebilirler. Bu sebeple doğru kişiye problemin doğru evresinde maniplasyon yapılmalıdır. Başta mobilizasyonlar yumuşak doku çalışmaları yada başka osteopatik yöntemler  ile yaklaşmak önemlidir.  Belli aralıklarla yapılan kollajen arttırıcı ve ödem azaltıcı egzersizler ile tedavi desteklenmeli yara iyileşmesi sağlanmalıdır.

Manuel terapilerin yanında olmazsa olmaz 2. Faktör beslenmedir. Kişi bu evrede dokuya iyi kan akışı sağlamak için karbonhidratsız sağlıklı besinler tüketmeli ve bol su içmelidir.


Haziran 6, 2018
bağırsak.jpg

 

Günümüzde bağırsakların 2. Beynimiz olduğu kabul görmekte ve bağırsakların hastalığın oluşumunda ve iyileşmedeki rolü üzerinde modern tıpta pek çok çalışma yapılmaktadır.

Peki bu bağırsaklar nasıl çalışıyor ve nasıl bir yapıya sahip? Osteopatlar bağırsak fonksiyonlarına nasıl yaklaşıyor?

Bağırsaklarımız  12 parmak bağırsağı (duedonum) , ince bağırsaklar (jejenum ve ileum) ve kalın bağırsak (kolon) olmak üzere 3 yapıdadır. Özet haliyle besinler mideden sonra duedonuma geçer oradan jejenumda ince parçalara sindirilir ve ileumda gerekli emilimler yapılır ve kolona gönderilir. Kolonda daha çok sıvı emilimi yapılır . Bizler strese girdiğimizde kötü beslendiğimizde yada herhangi bir hastalık durumunda bağırsaklar sadece fonksiyonunu iyi yapamaz fakat çalışmaya devam eder. Örneğin sıvı emilimi yeterli olamayabilir ve  sıvı emiliminin iyi olmadığını ciltteki kuruluktan anlayabiliriz. Ayrıca aksonoplazmik sıvıda da azalma olur ve sinir sisteminin sıvı kaybına tahammülü yoktur, sıvı kaybında da ağrı artabilir gibi… Tüm bu fonksiyonlar otonomik yani istemsiz şekilde gerçekleşir. Bu disfonksiyonlar bize şişkinlik, gaz, karında rahatsız bir his, ishal, kabızlık gibi semptomlar verir. Söylediğim gibi bunlar birer semptomdur. Kabızlığı yada şişkinliği yaratan altta bir sebep vardır ve biz o sebebi yok etmediğimiz sürece birtakım problemleri yaşamaya devam ederiz. Bağırsak disfonksiyonu yaratan 2 ana faktör vardır: 1. Kötü beslenme 2. Hareketsizlik

Karbonhidrat ağırlıklı ve sık aralıklarla beslenme bağırsak kıvrımları ve fasyası arasında yapışıklığa neden olur. Bir de az su içiyorsanız durum daha kötüye gitmeye başlar. Vücutta her organın olduğu gibi bağırsakların da innervasyonunu sağlayan (nöral uyarımını) omurga seviyesi vardır. Duedonum Torakal  9. 10. 11. Ve  12.  omurdan, ince bağırsaklar Torakal 7. 8. 9. 10. 11. Ve 112. Omurdan, kalın bağırsaklar da omurlardan ve sakrumdan innerve olur ve bağırsaktaki bozukluk bu omurlara yansıyarak bel-sırt ağrısı olarak kendini gösterir. Tabi içinden geçen damar Sinir paketlerinin gittiği kas iskelet sistemi bölgesine göre ve komşu organın ilişikli yapılarını da etkileyerek bozuyor.

Kalın bağırsakta iki önemli nokta olan çekum ve sigmoid psoas denilen bir kasın üzerinde  dururlar. Özelikle kabızlıkta gaita uzun süre beklediğinde toksikler kasın içersine girmeye başlarlar, yada bağırsağın bu noktaları sert ise o zaman da kasın hareketi kısalır ve bel ağrısı olarak karşımıza çıkar. Bazı bel boyun ağrılarında hiçbir patoloji yokken ağrının varlığının açıklaması bağırsak yada başka bir organ olabilir. Hastayı iyi sorgulayıp bütünsel değerendirip bağırsak mobilitesine  (hareketliliğine) bakılması gerekir.


Mayıs 11, 2018
reformer-görsel.jpg

 

Günümüzde reformer pilates en sık tercih edilen egzersiz methodlarından biridir. Reformer pilates yaparken tüm vücuda odaklanılır ve vücudun birçok yeri aynı anda çalışılır. Örneğin bacak egzersizleri yaparken kolu gövdeyi belli pozisyonlarda tutup stabiliteyi sağlarız. Aynı anda nefesle koordine ederiz. Reformer pilateste,  birçok fitness aletinde çalışabileceğiniz hareketi çalışabilirsiniz.  Sadece  bayanlar değil erkekler için de tercih edilebilir bir yöntem. Kaslar güçlenip esnerken aynı zamanda kilo vererek sıkılaşabilir, formunuzu koruyabilirsiniz.   Antalya Koza Sağlıklı Yaşam Merkezinde Reformer pilates yapmak isteyen her üyemize öncesinde postür analizi yapılır, ağrı, cerrahi geçmişi dikkate alınarak reformera alınır. Böyle oluşabilecek sakatlıkların da önüne geçilmiş olunur.

Antalya Koza Sağlıklı Yaşamda reformer pilatesi fizyoterapist eşlinde çalışacağınız için egzersiz esnasında oluşabilecek ağrılara Myofasyal  gevşetme yöntemleriyle kolaylıkla çözüm bulabilrsiniz. Tüm hareketler Fziyoterapistiniz tarafından kontrol edilerek kişinin anatomisine göre modifiye edilir. Sonuçta reformer çalışırken asıl amaç sağlıklı yaşama sahip olmak, bu sebeple vücudunuzu anatomi ve fizyoloji bilen bir fizyoterapiste emanet edebilirsiniz.  Reformer yapmak isteyen sizler, önce kendi kendinize koyduğunuz engeli kaldırın. Egzersiz yapmak bir hobi değil yaşam biçimi olmalı, üstelik bunu reformer pilatesle daha eğlenceli hale de getirebilirsiniz. Şimdi başlamak için kararlı olun ve yaşamınıza sağlık katın. Bizler Antalya Koza Sağlıklı Yaşam ve Egzersiz Merkezinde sizleri bekliyoruz. Sağlıkla kalın…


Mayıs 7, 2018
687315.jpg

Temporamandibular eklem yani çene eklemi problemleri günümüzde çok yaygın.  Hem özel yaşantımızda hem sosyal yaşantımızda hem de iş çevresinde artan stres faktörleri diş sıkmaya , gıcırdatmaya sebep oluyor. Hatta bazen bu o kadar ileri düzeye çıkıyor ki çene sıkma kası, özellikle masseter o kadar spazma giriyor ki yanakta yumru gibi bir şişlik oluşuyor. Çiğneme kasımız vücudumuzdaki en güçlü birkaç kastan birisidir. Hastaya genelde gece plakları verilerek diş sıkmanın çenede yarattığı baskı azaltılıyor. Son zamanlarda daha sık başvurulan yöntemlerden biri de botox. Botox ile kasılan kas gevşetiliyor. Ne olursa olsun sorulması gereken soru şu? Kişi neden dişlerini sıkıyor, neden çenesi ağrıyor, psikolojik bir problemden ötürü mü yoksa alışkanlık mı? Yada vücudun bir yerindeki rahatsızlığa verilen tepki mi?

Bağırsak parazitleri, alerjiler, sindirim problemleri, emilim problemleri, gaz-şişkinlik  şikayetleri kişide çene problemleri yaratabiliyor. Serotonin yani mutluluk hormonu bağırsaklarda üretilir  ve bağırsağın fonksiyonunu iyi yapamadığı durumlarda bu hormon yeterli üretilemez. Kişide var olan emosyonel problemin üzerine serotonin eksikliği bir takım duygu durum karmaşasına sebep olabilir. Yada boyun-hyoid-çene eklemini oluşturan kemiklerdeki disfonksiyon, dişlerdeki oklüzyon problemi (alt üst çenenin doğru kapanmaması)ve en önemlisi travmatik bir durum da çene ekleminde ağrıya, sese ve kısıtlılığa yol açabilir. Çiğneme ve konuşma esnasında ses gelmesi genelde kasların fonksiyonunu iyi yapamamasından olur, eklemdeki artroz yada disklerdeki yırtılma da sese sebep olabilir. Ayrıntılı bir anamnez ve muayene sonucu, patolojik bir durum söz konusu değilse manuel terapi yaklaşımlarıyla çözüm bulabilme şansınız olduğunu unutmayın.